VESAYETİN PANOLARI

SEZAİ ARICIOĞLU

Bir nevi pankart da diyebileceğimiz mahya, minarelerin arasına yazılan ışıklı  yazılar (ayetler,hadisler,özlü sözler)dır diyebiliriz. Her ne kadar İslam’ın ilk asırlarına kadar uzandığına ilişkin aktarımlar bulunsa da Osmanlılar döneminde İslami kültüre kazandırılan mahya o zamanlarda yağ kandilleri ile yapılmaktayken daha sonra camilerin elektrikle aydınlatılmasından sonra elektrikle bugün ise artık led ışıklandırma gibi daha çağdaş ışıklandırmalar ile yapılmaktadır. Özellikle 2. Selim döneminde yoğun bir şekilde kullanılmaya başlayan mahyalardan bazıları genellikle “Fetih suresinin ilk ayeti” “Maşallah” “Bismillah” “Leyle-i Kadir” “Hoş geldin yâ Ramazan” “On bir ayın sultanı” “El-Firak” “Elveda” şeklinde Ramazan ayında yoğunluklu olarak asılırdı. En meşhur mahyalar ise her zaman için Süleymaniye Camii’ne kurulurdu. Elektrikten önce büyük camilerde, iki minare arasına ip veya teller gerilir, mahya ustası da, genellikle zeytinyağı doldurulmuş kandilleri veya mumlu fenerleri ipin üzerine dizerek istediği dinî yazıyı yazar, hatta resimler yapardı. Bütün ramazan boyu bu kandiller, rüzgâra rağmen geceleri pırıl pırıl yanardı. Mahyacılık önemli bir sanat içerirdi. Fakat teknolojik ilerlemeler mahyacılığın sanat olmaktan çıkmasına hatta kaybolmasına sebep oldu. Bugün kimse mahya asılmış mıdır yoksa asılmamış mıdır diye merak ederek minarelere bakmıyor bile.

Daha çok Kemalist devrim ve onun hemen öncesinde yoğun bir şekilde mahyacılığa sığınan egemen statüko dönemin gereklerine uygun mahyaları kullanarak halkın zihninde dini algılayışı nasıl oluşturmak istediğini de açığa vurmuş oluyordu. Mesela 1919-1922 arasında asılan “Yetimleri Koru”, ”Şehitlere Fatiha” ,” Yerli malı kullan”, ”Hilal-i Ahmeri unutma” gibi mahyalar dönemin halka nasıl algılatılmak istendiğine ilişkin önemli ipuçları veriyor. Cumhuriyet devrinde ve bilhassa tek parti döneminde ise mahyalar devletin halka mesajlarını ulaştırdığı bir pano gibi kullanıldı desek sanırız abartmış olmayız. İletişim ve enformasyonun çok çok sınırlı olduğu bu dönemlerde devletin mahyaları kendi çıkar ve bekası için kullanması her ne kadar batıcı, dini yok sayıcı, laik seküler bir yapıda da olsa bir noktada siyasallaşmak zorunda kalması olarak izah edilse de 1946’dan önce sistemin kendine uygun din anlayışını ülkeye yerleştirme çabaları olarak görebiliriz.

 Yine Cumhuriyet devrinde asılan “Cumhuriyetin '30. yıl kutlu olsun” , “Atatürk” , “Var ol İnönü” , “Müslümanlar Cumhuriyetperverdir” şeklindeki mahyalar Müslüman halkın üzerinde giyotin gibi duran laikçi kadronun İslam’ın ve dolayısıyla Müslümanların toplanma merkezi olan camileri nasıl kullanarak ikiyüzlü bir politika izlediklerini de gözler önüne sermektedir.

Tek parti döneminde her ne kadar laiklik, din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması olarak tanımlansa da siyasetin yoğun bir şekilde din ve toplum üzerinde vesayet oluşturmasıyla dini müesseseler hayatın dışına taşınmış ya da din düpedüz siyasete alet edilmiştir. Özellikle dini ritüel ve kavramlar siyasallaştırılmış bunlar vesayet rejiminin basit birer araçları haline getirilmek istenmiştir. Sonuçta “Varol İnönü” ya da “Atatürk” mahyalarının amacı ne olabilir ki?

Bugün ise 2007 sonundan beri devam eden Ergenekon süreci ve son aylarda hızlı ve yoğun bir şekilde konuşulmaya ve tartışılmaya başlayan siyasette “Kürt açılımı”  gündemdeyken birden bire camilerde alışılmadık mahyaların görülmeye başlanması bu süreçten kimlerin rahatsız olduklarını da açık bir şekilde göstermektedir. 500 yıllık bir geleneğin 21. yüzyılda   “Milli birlik esastır”, “Ordumuza şükran borçluyuz”,  “Ne mutlu Türküm diyene”,  “Kurtuluşun kutlu olsun”, “Önce vatan” şeklinde birdenbire ırkçı ve faşist ibareler ile ortaya çıkması cumhuriyet kadrolarının geldiği noktayı da göstermektedir.

Konunun üzerine gidildiğinde ve başta Özgürder ve Mazlumder olmak üzere ülkenin her tarafından tepkilerin yükselmesiyle Diyanet ne söyleyeceğini şaşırmış bir şekilde;

“Tarihi camilere mahya kurdurmak yetkisinin Vakıflar Genel Müdürlüğü'ne ait olduğunu, mahyaların içeriğinin, İstanbul Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından İstanbul Müftülüğü ile görüşülmeden belirlendiğini ve bilgi verilmeden minarelere asıldığını belirtti. Tamamen olaydan habersiz olduğunu iddia eden Diyanet topu taca değil Vakıflar Genel Müdürlüğünün önüne atmayı tercih etmiştir. 1920’den bu yana faaliyet gösteren Vakıflar Genel Müdürlüğü ise bugün itibariyle Başbakana bağlı bir kuruluştur. Genel Müdürlüğünü 2003’den bu yana Yusuf Beyazıt’ın yaptığı Genel Müdürlük Diyanetin bu açıklamasından sonra herhangi bir açıklamada bulunmadı.

Her ne olursa olsun sonuç olarak 2009 yılında tekrardan mahyalara sarılarak camiler üzerinden ırkçı ve faşist söylem ve geleneğini sürdürmek isteyen laikçi vesayetçi elit kadrolar “Atatürk”  ve “Varol İnönü” mahyalarından sonra bunlarla yetinmeyip “En iyi Kürt ölü Kürt”, ”Yaşasın ırkçılık” “Varol Ergenekon” gibi mahyaları da deneyebilirler.

fitrat.com

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır

Yorum yaz!